Çocukluğumda Köfteci Ramiz'in adını duymuş ama lokantasına hiç gitmemiştim. Akhisar'daydı…
Dedem
ve büyükannemin evinde geçen o sıcak, uzun, bitmek tükenmek bilmeyen
tatil yıllarında. Balıkesir'de oturuyor, yaz tatili gelir gelmez kara
trene binip soluğu dedem Ahmet Nedim Tüzün'ün evinde alıyorduk. Sokağa
çıkmam yasaktı, dışarda yemek yemem de...
Ramiz'in çarşı
içinde ızgara köfteler yaptığını, yalnızca esnafın değil ağzının tadını
bilen herkesin öğle yemeklerini orada yediğini büyüklerimden işitiyor,
aralarına katılmak için can atıyordum. Bulgaristan muhaciri bir aileden
gelen büyükannem, ızgara köfte hariç, her yemeği yapıyordu evde. Onun
"kol börek"lerini, "cicipapa" ve "terator"larını, Kurban Bayramın'da
bahçedeki fırında pişirdiği "surra"ları kitaplarımda anlattım sonradan,
ama bütün bu nefis yemeklerin hayalimde besleyip büyüttüğüm Ramiz'in
köftelerinin yerini dolduramadığını yazmadım. Ve Ramiz'in lokantasına
bir kez olsun gidemeden ayrıldım. Akhisar'dan. Bir daha hiç
dönmemecesine çocukluğumun yitirilmiş cennetini, Akhisar'ı terkettim…
Şimdi,
Ramiz'in Etiler'deki lüks lokantasına yolum düşdükçe Akhisar'da
geçirdiğim tatilleri ve yasaklar nedeniyle yoksun bırakıldığım "çarşı
köfteleri" ni düşlemekten alamıyorum kendimi. Savaş sırasında gittiğim
Saraybosna'da da öyle olmuş, Başçarşıya'daki köftecide Balkanlar'ın en
nefis köftelerini mideye indirirken Akhisar'lı Ramiz'in köftelerinden
yoksun kaldığım günleri anımsamıştım. Her şeye rağmen güzel günlerdi,
hayat önümdeydi daha. Ramiz'in lokantasına gidemesem de bir gün dünyayı
dolaşacak, o afacan, meraklı, sarışın çocuğun bilmediği ülkelere
gidecek, dünya nimetlerinden ben de tad alacaktım.
"En güzel köfte henüz tadılmamış olandır." diyebilir miyiz?
Elbette diyebiliriz...
Nedim Gürsel
Yazarın makale arşivine ulaşabilmek için tıklayınız...